Lise… Eğitim hayatımızda genel olarak dört yıl kaplayan
zaman dilimi. Kiminin derslerden başını kaldırmadığı,kiminin kravatını bile
bağlamadığı harikulede bir ortam. Yine de bir büyümenin alameti olarak görülen
yer,mesela ortaokulun sonunda dünkü çocukken üç aylık yaz tatilinden sonra “Sen
artık liseli adamsın,dikkat et oturmana kalkmana!” ya da “Koskoca kız oldun,liseye geçtin
evlendirsek,evlenirsin!” kısmına geçiştir lise. Bakış açılarına göre lisede
olmak,liseli olmak dışarıdan çok farklı şekillerde yorumlanabilir.
Ama bir de içerden bakmak gerekir.
Her sabah uyanıp,ailemizden çok daha fazla iç içe olduğumuz
insanların arasına karışırız. Kiminden hoşlanırız,kiminden hoşlanmayız hatta
çoğunu tanımayız. Koca bir gün muhtemelen yapacağımız meslekte çoğunlukla
işimize yaramayacak bilgileri öğrenmek için çabalarız ya da bazılarımızın
umrunda dahi olmaz. Lise hayatı daha çok bir geçiş dönemi gibidir benim
gözümde. Tıpkı bir polisiye romanın birkaç satırlık cümlesi gibi. Bazen sadece
boşluklar dolsun diye vardır o sayfa,bazense katile dair en büyük ipucunu
barındırır. Çünkü bizde de durum böyledir. Eğer hayatımızı bir cinayet kurgusu
gibi görürsek, lise bazılarımız için hayatımızın aşkını bulduğumuz o sahne,
bazılarımız için asla kopmayacak olan arkadaşlık ilişkilerinin temeli ya da
bazılarımız için aklımıza bile gelmeyecek olan bir hayat tecrübesidir. Ülkemizde
hayallerimize ulaşmak için geçmemiz gereken yol maalesef okuldan geçiyor. Ve hepimiz
çok büyük bir güvencemiz olmadığı takdirde lise denilenin merdiveni tırmanmak
zorunda kalıyoruz.
Her ne kadar henüz kişiliği yerine oturamamış ergen
topluluğu gibi görünsek de kalbimizde ve ruhumuzda ciddi duygular
barındırabiliyoruz. Bu zaman zaman nefret,aşk,üzüntü,pişmanlık,yalnızlık olarak
değişebiliyor. Her ne kadar mezuniyetten sonraki hayatımızda aklımıza dahi
gelmeyecek insanlara karşı beslediğimiz duygular olsa da az çok anlıyoruz her
bir hissi. Biraz aşık oluyoruz kendi çapımızda,sonra nefret ediyoruz o insandan
ve hissettirdiklerinden.
Ve lise öyle bir yer ki olduğun kişi yüzünden seni
yargılayan insanlar,ki üstlerine vazife bile olmadan, diz boyu… Neler düşündüğünü umursamayan ve sadece
eğlenmek adına kalbini kıran hadsizler de orada.
Ama her kötünün içindeki iyilik gibi lisenin güzellikleri
var tabiî ki. Kendi adıma konuşacak olursam “lise dostluğu” gibisini tatmadım
herhalde. Hiç tanımadığın bir insan dört yıllık bir zaman diliminde gözyaşını
ve kahkahanı paylaştığın insan oluveriyor. Belki de olay “lise”de değil de “dostluk”tadır.
Kim bilir? Koşulsuz sevebilen,düşüncelerine saygı gösterebilen bir insandır
bazen liseyi hatırlanmaya değer kılacak olan.
Hani denge işareti vardır ya,işte onun gibidir lise biraz
da. Yani hayattır. İçindeki her kötülükten iyi bir şey çıkabilir ve her iyilik
biraz da kötülük barındırır içinde. Dengenin içindeki dengesizliktir. Küçük bir
sürprizdir bize.
Aslında lise bir savaş meydanıdır. Uğruna çabaladığın bir
şey vardır : kazanmak. Sınavı kazanmak,üniversiteyi kazanmak,saygı kazanmak…
Kah dostların,kah düşmanların. Sonucunda ne kadar küçük de olsa hatırlayacağın
bir savaş.
Ve bence en önemlisi asla kiminle müttefik olacağını çoğu
zaman kestirememendir.
İşte lise,kendi kendimize boğuşup
durduğumuz,yaralandığımız,yaralarımızı sarmayı öğrendiğimiz bizim küçük
savaşımız.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder