28 Aralık 2013 Cumartesi

YAŞASIN LİSE !


Lise… Eğitim hayatımızda genel olarak dört yıl kaplayan zaman dilimi. Kiminin derslerden başını kaldırmadığı,kiminin kravatını bile bağlamadığı harikulede bir ortam. Yine de bir büyümenin alameti olarak görülen yer,mesela ortaokulun sonunda dünkü çocukken üç aylık yaz tatilinden sonra “Sen artık liseli adamsın,dikkat et oturmana kalkmana!”  ya da “Koskoca kız oldun,liseye geçtin evlendirsek,evlenirsin!” kısmına geçiştir lise. Bakış açılarına göre lisede olmak,liseli olmak dışarıdan çok farklı şekillerde yorumlanabilir.

Ama bir de içerden bakmak gerekir.

Her sabah uyanıp,ailemizden çok daha fazla iç içe olduğumuz insanların arasına karışırız. Kiminden hoşlanırız,kiminden hoşlanmayız hatta çoğunu tanımayız. Koca bir gün muhtemelen yapacağımız meslekte çoğunlukla işimize yaramayacak bilgileri öğrenmek için çabalarız ya da bazılarımızın umrunda dahi olmaz. Lise hayatı daha çok bir geçiş dönemi gibidir benim gözümde. Tıpkı bir polisiye romanın birkaç satırlık cümlesi gibi. Bazen sadece boşluklar dolsun diye vardır o sayfa,bazense katile dair en büyük ipucunu barındırır. Çünkü bizde de durum böyledir. Eğer hayatımızı bir cinayet kurgusu gibi görürsek, lise bazılarımız için hayatımızın aşkını bulduğumuz o sahne, bazılarımız için asla kopmayacak olan arkadaşlık ilişkilerinin temeli ya da bazılarımız için aklımıza bile gelmeyecek olan bir hayat tecrübesidir. Ülkemizde hayallerimize ulaşmak için geçmemiz gereken yol maalesef okuldan geçiyor. Ve hepimiz çok büyük bir güvencemiz olmadığı takdirde lise denilenin merdiveni tırmanmak zorunda kalıyoruz.

Her ne kadar henüz kişiliği yerine oturamamış ergen topluluğu gibi görünsek de kalbimizde ve ruhumuzda ciddi duygular barındırabiliyoruz. Bu zaman zaman nefret,aşk,üzüntü,pişmanlık,yalnızlık olarak değişebiliyor. Her ne kadar mezuniyetten sonraki hayatımızda aklımıza dahi gelmeyecek insanlara karşı beslediğimiz duygular olsa da az çok anlıyoruz her bir hissi. Biraz aşık oluyoruz kendi çapımızda,sonra nefret ediyoruz o insandan ve hissettirdiklerinden.

Ve lise öyle bir yer ki olduğun kişi yüzünden seni yargılayan insanlar,ki üstlerine vazife bile olmadan, diz boyu…  Neler düşündüğünü umursamayan ve sadece eğlenmek adına kalbini kıran hadsizler de orada.
Ama her kötünün içindeki iyilik gibi lisenin güzellikleri var tabiî ki. Kendi adıma konuşacak olursam “lise dostluğu” gibisini tatmadım herhalde. Hiç tanımadığın bir insan dört yıllık bir zaman diliminde gözyaşını ve kahkahanı paylaştığın insan oluveriyor. Belki de olay “lise”de değil de “dostluk”tadır. Kim bilir? Koşulsuz sevebilen,düşüncelerine saygı gösterebilen bir insandır bazen liseyi hatırlanmaya değer kılacak olan.

Hani denge işareti vardır ya,işte onun gibidir lise biraz da. Yani hayattır. İçindeki her kötülükten iyi bir şey çıkabilir ve her iyilik biraz da kötülük barındırır içinde. Dengenin içindeki dengesizliktir. Küçük bir sürprizdir bize.

Aslında lise bir savaş meydanıdır. Uğruna çabaladığın bir şey vardır : kazanmak. Sınavı kazanmak,üniversiteyi kazanmak,saygı kazanmak… Kah dostların,kah düşmanların. Sonucunda ne kadar küçük de olsa hatırlayacağın bir savaş.

Ve bence en önemlisi asla kiminle müttefik olacağını çoğu zaman kestirememendir.

İşte lise,kendi kendimize boğuşup durduğumuz,yaralandığımız,yaralarımızı sarmayı öğrendiğimiz bizim küçük savaşımız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder